“Hayatın İçinde Hayat Bulan Hikâyeler”
Meryem Çavuşoğlu Özkurt
“Bazı yolculuklar, zaman içinde taşınan yüklerle şekillenir”
Meryem Çavuşoğlu Özkurt, iletişim alanında eğitim almış, meslek hayatını büyük ölçüde kamu yayıncılığı içinde geçirmiş bir medya yöneticisi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra TRT ‘de televizyon hayatına ilk adımını attı. Daha sonra özel kanalların açılmasıyla birçok özel kanalda önemli pozisyonlarda medya tecrübesini geliştirdi.
Edindiği mesleki deneyimin ardından Kıbrıs’a döndü; Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK) ve özel televizyon kanallarında çeşitli görevler üstlenmiştir. Bu süreç, onu yalnızca yayıncılık pratiğinin değil, aynı zamanda yönetim ve karar alma sorumluluğunun da merkezine taşımıştır.
Meryem Özkurt’un meslek yaşamı; hızlı yükselişlerden çok, zaman zaman da zorluklarla uzun soluklu bir çalışma sürecini, kamu sorumluluğunu ve bu sorumluluğun beraberinde getirdiği zorlukları içeren bir deneyimi yansıtmaktadır. Bu yönüyle, “Hayatın İçinde Hayat Bulan Hikâyeler” den biri.

1-Medya alanında ilk adımlarınızı attığınız dönemden bugüne baktığınızda, sizi bu meslekte tutan ve yönünüzü belirleyen temel motivasyon neydi?
Medya sektöründe bir gününüz bir gününüze uymaz. Her gün farklı bir güne uyanırsınız. Dünyada ya da dibinizde yaşanan olayların sizin için farkı yoktur; hepsi haberdir ve her gün farklı haberlere uyanıyoruz. Bu durum sanırım sizi dinamik ve genç tutuyor :)). Bugün insanlar genç kalmak için neler yapmıyorlar ki… Şaka bir yana, bu mesleğin hareketliliğini seviyorum. Her şeye ve herkese yakınsınız. Dingin bir hayat sürmek isteyenler için uygun değil bu meslek. Bir de her olayda dejavu yaşamak yerine, her defasında heyecanlanıyorsunuz. Sonuçlarını bildiğiniz halde o haberi yaşıyorsunuz.
Bu, haber kısmı tabii… Bir de içerik üretimiyle üretkenliğinizi tamamlıyorsunuz. Bir programa koyduğunuz isimle birlikte yaşanılan başarıdan onunla birlikte heyecanlanıyorsunuz. Sahiplenme duygusu çok güçlü hissedilen bir meslek.
Disiplinli yaşamak karakterime uygun. Medya disiplin ister; sorumluluğu hiç saymıyorum.
2- Kamu yayıncılığı gibi yüksek sorumluluk taşıyan bir alanda, yaşadığınız deneyimler ışığında bugün iletişimi ve yöneticiliği nasıl tanımlıyorsunuz?
Kendi işinizin patronu değilseniz ki medyada çok az örnek var. Hep birilerine karşı sorumlusunuz. Kamunun avantajı, siz de o toplumun bir bireyisiniz ve kendinize karşı da sorumlusunuz. Yaptığınız işin, verdiğiniz emeğin gerçek bir karşılığı var. Yaptığınız projeler sonunda topluma yansıyor. Artık dikey yönetim şekli yok. Takımlarınız var, takım arkadaşlarınız. Yönetim anlayışı da değişti artık. Takımlarınıza liderlik yapıyorsunuz. İyi bir takım kurmayı başardıysanız, iyi bir yöneticisiniz demektir. Size sadece takımlar arasındaki organizasyonu sağlamak kalıyor. Doğru iletişim, yöneticiliğin olmazsa olmazı diye düşünüyorum.

3- Bugünün deneyimleriyle, kamu yayıncılığına adım atacak genç iletişimcilere ve özellikle kadınlara vermek istediğiniz en temel mesaj ne olurdu?
Kamu yayıncılığı sorumluluğu çok yüksek bir meslek. Gençlerin bunu farkında olarak seçmelerini öneririm. Aldığınız kararlar bütün toplumu ilgilendiren kararlardır. Üretimleriniz, yaşadığınız ülkenin tarihi ve günümüz değerlerine uygun olmalı. Kamu yayıncılığında “ben yaparım, olur” mantığı işlemez. Bu meslekte uzun soluklu olmak istiyorlarsa etik değerlere azami dikkat etmeleri gerekiyor.
Genç arkadaşlarıma, derslerimde de dediğim gibi, çok çalışsınlar, çok istesinler ve pes etmeyi akıllarının ucundan geçirmesinler. Bu mesleğin kadını erkeği yok; o yüzden ayrı bir mesaja da gerek olduğunu düşünmüyorum.
Meryem Çavuşoğlu Özkurt’un sözüyle:
Haksızlıklar karşısında duramadığımız bir dünyanın içindeyiz ve bu dünyaya bencil bir yaşam şekliyle eşlik ediyoruz. Giderek yalnızlaşıyoruz ya da yalnızlığı seçiyoruz. Oysa birileriyle yol yürümek, yürüdüklerimizin dertleriyle sevinçleriyle sarmalanmak, birilerini merak etmek ve birilerinin sizi merak etmesi hayatımızın konforu.
Her gün yaşam bize bir şey öğretiyor. Öğretirken de aslında bize yaşamın şifrelerini veriyor. Bana sabretmeyi öğretti mesela… Bazen de susmayı. Biraz sabır… Her şey geçip gidiyor.
Dostlukların her şeye bedel olduğunu ve büyük ailenin hayata tutunmaktaki en büyük çekim gücü olduğunu öğrendim.
Hiçbir şeyin sonsuz olmadığını öğrenmek insanı hayata karşı terbiye ediyor. Yeni yılın ilk konuğu olmak benim için onurdu. Teşekkür ederim ve yayın hayatında başarılar dilerim.






















