Gazeteci Harun Denizkan yazdı
Kim ne derse desin, bugün KKTC siyasetinde dikkat çeken bir gerçek var: UBP dışında kalan siyasi partilerin önemli bir bölümü, seçimi kazanabilmek adına ideolojik sınırları zorlayan, hatta zaman zaman tamamen ortadan kaldıran bir “ortaya karışık siyaset” anlayışına yönelmiş durumda.
Bunun böyle olduğunu anlamak için fazla uzağa gitmeye gerek yok. Adayların geçmişlerine, parti değiştiren siyasetçilerin konumlarına ve seçim dönemlerinde ortaya çıkan siyasi ittifaklara bakmak yeterli.
Eskiden siyasette bir ideoloji, bir duruş ve o duruşun arkasında duran bir siyasi kimlik vardı. Bugün ise bu anlayış giderek kayboluyor.
Adeta bir restorana gidip garsona, “Bize ortaya karışık bir şeyler getir” demek gibi…
KKTC siyasetinde de durum buna benziyor.
UBP’NİN DURUŞU NET
Bugün KKTC’de siyasi anlayışı en belirgin partinin Ulusal Birlik Partisi (UBP) olduğunu söylemek mümkün.
UBP’nin özellikle Kıbrıs konusu ve Türkiye ile ilişkiler konusunda yıllardır ortaya koyduğu belirgin bir siyasi çizgisi bulunuyor. Parti, bu konulardaki yaklaşımını seçimden seçime değiştirmek yerine kendi siyasi anlayışı doğrultusunda hareket ediyor.
Önümüzdeki seçimler açısından da UBP’nin aday belirleme sürecinde parti kimliğine ve parti rozetine önem vermesi dikkat çekiyor.
Nitekim belediye başkanlığı seçimlerinde 18 belediyede 18 UBP rozetli aday çıkarılması, bu siyasi anlayışın somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Bunun anlamı basittir:
Parti, adayının yalnızca seçimi kazanmasını değil, seçildikten sonra da partisinin siyasi anlayışını ve ideolojik duruşunu taşımasını istiyor.
Bu, siyasette parti kimliği açısından önemli bir ayrıntıdır.
DİĞER PARTİLERDE İDEOLOJİ NEREDE?
Peki diğer siyasi partiler ne yapıyor?
CTP, YDP, DP, HP, TDP ve TAM Parti açısından baktığımızda, birbirinden oldukça farklı siyasi geçmişlere ve söylemlere sahip yapıların seçim dönemlerinde aynı hedef doğrultusunda bir araya gelebildiğini görüyoruz.
Burada elbette siyasi iş birlikleri yapılabilir mi?
Yapılabilir.
Siyasette ittifaklar dünyanın her yerinde vardır.
Ancak asıl soru şudur:
İttifak yapılırken siyasi kimlik ve ideoloji ne kadar korunuyor?
Bir dönem birbirine tamamen zıt söylemler kullanan siyasi yapıların bugün aynı aday veya aynı siyasi hedef etrafında buluşabilmesi, seçmende ister istemez “Peki bu partilerin siyasi çizgisi nedir?” sorusunu doğuruyor.
Aday olabilmek için parti değiştirmek, bir siyasi partide kendisine yer bulamayan ismin başka bir partiye geçmesi, sağ görüşlü olduğu bilinen isimlerin sol söylemli partiler tarafından desteklenmesi artık neredeyse sıradan bir siyasi gelişme olarak görülüyor.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir siyaset anlayışı.
ERHÜRMAN VE YENİ SİYASİ DİL
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın siyasi çizgisi de bu tartışmanın dışında tutulamaz.
Erhürman’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde farklı siyasi kesimlere ulaşan, daha kapsayıcı ve yumuşak bir siyasi dil kullanması önemli bir değişimin işareti olarak değerlendirilebilir.
Yüzde 63 gibi yüksek bir oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilmesi, toplumun farklı kesimlerinden destek alabildiğini gösterdi.
Ancak burada esas tartışılması gereken nokta şudur:
Bu yeni siyasi dil, Kıbrıs konusunda yıllardır devam eden siyasi tezleri nereye taşıyor?
Erhürman’ın söylemlerinde federasyon tezinin eski sertliğiyle gündeme getirilmemesi, toplumun farklı kesimleriyle kucaklaşan yeni siyasi üslubun ön plana çıkması dikkat çekiyor.
Bir başka ifadeyle, Tatar döneminden Erhürman dönemine geçiş sadece Cumhurbaşkanlığı makamındaki bir değişiklik olarak değil, aynı zamanda siyasi dilde yaşanan bir değişim olarak da okunabilir.






















